Bedri üsteğmenin sözleri…

HALİL DAĞ

BOTAN (03.03.2008)- ‘Ben Bedri üsteğmen. Söz veriyorum… Sizi öldürmeyeceğim. ‘Teslim olun!’ diye haykırıyor ve hemen ardından Garısa korucuları O’nun bu sözlerini Kürtçe’ye çevirip ‘Bedri Üsteğmen soz di de! We ne kuje! Teslim bi bin!’ diye tekrarlıyorlardı. Ve biz, Kürtçe de, Türkçe de söylense, teslimiyetin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorduk. Yüzünü göremediğim ama sesini çok iyi duyduğum yüzlerce askerin ve korucunun ardında kudurmuşcasına bize çağrı yapan ‘Bedri’ kod isimli bu üsteğmen, o esnada omuz omuza verdiğimiz Cudi Cesur arkadaşla birlikte O’nun sözlerini değil de, Dartanyan’ın sözlerini konuştuğumuzu bilmiyordu.

Çatışmanın başlamasına saniyelerin kaldığı o kısa anda Cudi’nin Dartanyan’ı anımsaması beni hiç şaşırtmadı. Bu yolculuğa koyulmadan önce Cudi ile birlikte Fransız devriminde önemli rol oynayan ve devrimden sonra bu defa da hayatlarını adadıkları Kral’a karşı savaşmak zorunda kalan dört silahşörü anlatan “Demir maskeli adam” isimli bir film seyretmiştik. Dartanyan, müthiş savaşan bu dörtlünün liderliğini yapan silahşördü ve Cudi’nin filmde en beğendiği karakter de O’ydu.

Her ikimizin de, aynı filmi çok farklı bakış açılarıyla seyrettiğimizi, Kuzey yolculuğu boyunca film üzerine yaptığımız tartışmalarda çok iyi farkettim. Ben, filmde yer alan John Malkovich, Gerard Depuardiu gibi oyuncuların yeteneklerine, filmin senaryo ve kurgusundaki sadeliğe hayran olurken, Cudi ise Dartanyan’ı dilinden düşürmüyordu. Yüzlerce asker tarafından kuşatıldığımız ve Bedri Üsteğmen’in bizi teslim almak için elinden geleni yaptığı o son anlarda da Cudi’nin Dartanyan’ın sözlerini bana bir kez daha hatırlatması garip değildi.

Dartanyan, filmin sonunda yanındaki diğer üç silahşör arkadaşıyla birlikte Kral’ın askerleri tarafından kuşatmaya alınır ve Kral savaş başlamadan kısa bir zaman önce Dartanyan’a son bir şans vermek ister. Dartanyan ve arkadaşlarına teslim olmaları için çağrı yapar. Silahlarını bırakıp teslim olurlarsa hayatlarını bağışlayacaktır. Bu esnada Dartanyan kılıcını çekip ateşli silahlara sahip Kral’ın askerlerine saldırmadan önce arkadaşlarına dönüp “Mümkünse hayatlarını bağışlayın” der ve savaş başlar.

Kuşatma içindeki Dartanyan’ın kendinden ve savaş çığlığından böylesine emin oluşu Cudi’nin çok hoşuna gitmişti. Filmin en çok sevdiği sahnesi, düşmanının bütün silah ve sayı üstünlüğüne rağmen savaşçının kendine güveninin anlatıldığı bu sahneydi. Bu sözler Cudi’nin dilinden düşmüyordu. Ne zaman kritik bir an yaşasak veya bizden sayıca fazla olan düşmanımızla karşı karşıya gelsek hemen arkasında yürümekte olan bana dönüyor ve kendinden emin bir şekilde “Halil, mümkünse hayatlarını bağışla” diye takılıyordu.

Cudi bombasının pimini çektiğinde, Bedri artık teslim olacağımıza iyice kanaat getirmişti. Yanındaki korucularla birlikte ‘Halil Uysal, teslim ol!’ diye adımı haykırmaya başladıklarında, ihbarın ne kadar ayrıntılı yapılmış olduğunu fark ettik. Cudi bu esnada dönüp “Senin adın Halil Dağ değil mi?” diye sorunca, hemen “Doğrudur, onlar yanlış adama çağrı yapıyorlar” diye cevapladım.

Bu dağlarda bir hayat yaşadım. Çok başarılı olamasam da, temiz yaşadığıma inanıyorum. Ne bu dağlara, ne de bu dağlarda edindiğim yoldaşlara, bir kez olsun ne madden, ne de ruhen uzak düşmedim. ‘Uysal’ olan soyadım bu gerilla yaşamı içerisinde kendiliğinden Dağ oluverdi. Bu ismi haketmesem de, layık olmak için elimden geleni yaptım. Bu hayatı kirletmeden buraya kadar getirdim. Bundan sonra Bedri gibi birisinin ellerine teslim etmek olur mu, diye düşünürken çatışma başlayıverdi.

Artık, teslim olmayacağımızı anlayan Bedri’nin silah sesleri arasında ancak küfürlerini ve vurulan askerlerinin haykırışlarını duyabiliyordum. Cudi’nin hemen arkasından atıldığım çatışmanın orta yerinde, bu çatışmadan sağ çıkacağımı bir an olsun düşünmedim. Kurşun yağmuru altında ateş ederken tek düşündüğüm, bu dağlarda edindiğim binlerce arkadaşlığa, hayatım boyunca tattığım en güzel ilişkilere layık bir ölümün sahibi olmaktı. En acı olan ise bu çatışmadan tek başıma ve sağ olarak çıkmak oldu. Cudi Cesur hayatım boyunca kapanmayacak bir yara bıraktı kalbimde.

Filmin sonunda Dartanyan savaşın orta yerinde vurulur. Arkadaşlarının kucağında son nefesini verirken “Hep böyle bir ölümü düşlemiştim” der ve gözlerini kapar. Savaş alanında ölmek savaşçının onurudur. Cudi Cesur bu yolculuğa çıkarken O’nu bekleyen herşeyin farkındaydı. Yüzlerce askerin ve korucunun, Bedri’nin emri üzerine O’nun cansız bedenini paramparça edeceklerini ve cenazesini gözü yaşlı annesine göstermeyeceklerini de çok iyi biliyordu.

Ama Bedri Üsteğmen (Mehmet Bedri Aluçlu), Cudi’nin vuruluşundan tam ellidokuz gün sonra, Cudi’nin vurulduğu aynı Garısa ormanlarında, yine Cudi’nin yoldaşları tarafından vurulacağını ve üç gün boyunca kurtarılmak için beklediği askeri hastanede, hiç beklemediği ölümün bu biçimine teslim olacağını bilmiyordu.

ANF NEWS AGENCY

About these ads

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: