KCK: Suriye ABD’ye teslim oldu!

 AZİZ KÖYLÜOĞLU -ANF

ZAĞROS (12.03.2008)- KCK Yürütme Konseyi üyesi Rüstem Cudi Suriye yönetiminin ABD’ye teslim olduğunu söyleyerek, ‘’Suriye ABD’ye karşı teslimiyet, Türkiye karşı teslimiyet, İsrail’e karşı her türlü geri adımı yeni politikası olarak benimsemiştir. İçeride de Arap demokratlara, demokratik haklarını isteyen Kürt halkı için işkenceyi, öldürmeyi benimsemiştir’’ dedi.

Güney Batı Kürdistan yaşayan Kürtlerle Suriye devleti arasındaki ilişkiler tarih 12 Mart 2004’ü gösterdiğinde yeni bir döneme girer. O gün Kürtler alışık olmadıkları bir durumla karşılaştılar. Derazor takımıyla birlikte otuz kişilik Baas parti üyelerinin kışkırtmasıyla kalabalık taraftar “yaşasın Felluce, canımızla, kanımızla seninleyiz ey Saddam” gibi sloganlar atan kalabalık maçın başlamasıyla Kürtlere saldırır. Güney Batı Kürdistan’a yayılan ve başkaldırıya dönüşen olayların sonucunda ellinin üzerinde insan yaşamını yitirir, binlerce insanın yaralanır ve iki bin kişinin tutuklanır. Bu durumun Güney Batı Kürdistan Kürtleri açısından bir ilk olarak değerlendiren Koma Civaka Kürtdistan (KCK) Yürütme Konseyi üyesi Rüstem Cudi, “12 Mart başkaldırısı Suriye devletinin yıllardır sürdüğü beyaz katliama bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Kürtlerin öyle Suriye devletinin dediği gibi ayrılıkçı, Suriye’nin sınırlarını tartışma koymamıştır. Suriye rejimi kendi sınırlarını ‘Adana Anlaşması’yla tartışmalık yapmıştır” diyor.

ABD’nin Irak’a müdahalesinden sonra Ortadoğu’daki statükocu devletlerde sıranın kendilerine geldiğine dair bir kaygıya girdiler. ABD’nin Irak’tan sonra müdahale listesinde İran ve Suriye olduğu yoğun bir şekilde tartışılıyordu. Tabi bu durum bu devletlerin hem iç politikalarına hem de dış politikalarında önemli değişimleri beraberinde getirdi. Politikaların en fazla hissedildiği alan Kürtler oldu. 1980 sonrasında Kürtlere karşı ılımlı politikalar içine giren Suriye rejimi politikalarını sertleştirmeye başladı. Bunun en somut örneği de 12 Mart olayları ve sonrasında ortaya çıktı.

SURİYE’Yİ CİDDİ BİR UYARIYDI!

Güney Batı Kürdistan’ın Qamişlo şehrinde bir futbol karşılaşmasında başlayan olaylar kısa zaman tüm Güney Batı Kürdistan şehir, ilçe ve köylerine yayıldı. Olaylar durduğunda bilanço ağırdır. Elinin üzerinde insan yaşamını yitirmiş, binlercesi yaralanmış ve iki binden fazla gözaltına alınmıştır. Kürt Arap ilişkilerinde yeni bir dönemi ifade eden Qamişlu olayları, ilk defa Kürt inkarına hayır demek olduğunu belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rüstem Cudi, “12 Mart olayları ile Kürtler şunu net bir şekilde söylemiştir. Biz artık eski Kürtler değiliz ve üzerimize gelecek her güce karşı direnebiliriz demişlerdir. Bunu ölünebileceğini de herkese göstermişlerdir. Bu tüm karşıtı güçler tarafından anlaşılmıştır. Kürtler bu başkaldırıları ile Suriye devletine zorla da olsa şunu söyletmiştir. Söylemleri trajedi komik olsa da, yine Kürt kimliği siyasal gündem içine girdi. Bu da, Suriye cumhurbaşkanı tarafından Kürtlerin Suriye ulusları içinde kabul etmesini getirdi. Fakat direniş aynı şekilde devam etmediği için bugün bu sözlerden eser yok. Bu gün açısından Kürtlerin şöyle bir görevi var. direnişi kesintisiz bir şekilde devam ettirmek ve daha önce rejimin ağzından çıkan o sözlerin anayasal bir güvenceye kavuşması sağlamaktır” diyor.

12 Mart olaylarını yapanları Arap milliyetçiler ve onları destekleyen Suriye kolluk güçleri olduğunu belirten Rüstem Cudi, bu saldırılara karşı Kürtler ‘biz eski Kürt değiliz’ dediklerini belirterek şöyle dedi: “Saldırıları yapanlar Arap milliyetçiler ve onların destekleyen Suriye devletinin kolluk güçleridir. 12 Mart olayları ile Kürtler şunu net bir şekilde söylemiştir. Biz artık eski Kürtler değiliz ve üzerimize gelecek her güce karşı direnebiliriz demişlerdir. Bunu ölünebileceğini de herkese göstermişlerdir. Bu tüm karşıtı güçler tarafından anlaşılmıştır. Kürtler bu başkaldırıları ile Suriye devletine zorla da olsa şunu söyletmiştir. Bu neydi Kürt halkının kimliğini kabul etmekti. Söylemleri trajedi komik olsa da, yine Kürt kimliği siyasal gündem içine girdi. Bu da, Suriye cumhurbaşkanı tarafından Kürtlerin Suriye ulusları içinde kabul etmesini getirdi. Fakat direniş aynı şekilde devam etmediği için bugün bu sözlerden eser yok. Bu gün açısından Kürtlerin şöyle bir görevi var. Direnişi kesintisiz bir şekilde devam ettirmek ve daha önce rejimin ağzından çıkan o sözlerin anayasal bir güvenceye kavuşması sağlamaktır.”

ABD KÜRTLERE HİÇBİR ŞEY KAZANDIRMADI

Kürtlerin bugünkü kazanımlarının ABD’nin bölgeye gelmesine bağlanmaması gerektiğini söyleyen Cudi “Kürtleri bu gün elde ettikleri haklar ABD’nin Ortadoğu’ya gelişi ile elde etmiştir gibi yaklaşımlar var. Biz temelden bu anlayışa karşıyız ve yaklaşım yanılgılıdır. Eğer İran’ın saldırıları ve ABD’nin verdiği istihbaratı ile Kürtlerin kanılmış mevzilerini bombalaması göz önünde bulundurulsa ve ABD’nin anti Kürt ittifakı içinde rolü değerlendirilse ABD’nin Kürtleri hiçbir şey kazandırmadığı görülecektir. Kürtleri kazanımları yıllardır direnen Kürtlerin ve eşsiz bir direniş içinde olan PKK’nin yarattığı kazanımlardır. Şimdi bu kazanımlar en üst düzeye ulaşmıştır. Buna karşı bölge devletleri Kürtlerin bu kazanımları ortadan kaldırmak için kendi halkları içinde milliyetçiliği yükseltmişlerdir ve Kürtlere karşı saldırıya geçmişlerdir. İran’da Kürtler üzerine yürütülen saldırılar, Şengal’de ezidi dinene mensup halkımız üzerine yapılan katliam, Haneqin’de halkımız üzerine yürütülen saldırılar, Kerkük içindeki eylemler, Türkiye içinde son yılların en büyük operasyonların hepsi 12 Mart Kamişlo saldırıları ile paraleldir. Bu saldırıların hepsi anti Kürt ittifakının bir sonucudur. Tüm bu saldırıların hepsi gizli ve açık bir şekilde ABD tarafından desteklenmektedir” diye konuştu.

SURİYE BEYAZ KATLİAM YAPTI

Ortadoğu dengelerinin oturtulduğu 20 yüzyılda Kürtlerin bir halk olarak yol sayıldığını ifade eden Rüstem Cudi, bu yok sayma politikalara herkesin sesiz kaldığını söyleyerek şöyle devam etti: “Her şeyden önce 20 yüzyılda bölgede Kürtlere karşı bir siyaset yürütülmektedir. Özellikle Ortadoğu’da dengeler oturtulurken, Kürtler bir ulus olarak yok sayıldı ve bu yok sayılma uluslar arası antlaşmalarla da resmileştirildi. Kürdistan dört devlet arasında parçalanmış ve bu devletlerin politikalarının insafına bırakılmıştır. Bu devletler bazen gizli bazen açıktan Kürtler karşı ortak politikalar uygulanmıştır. Politikalar sonucunda inkar politikaları ve kesintisiz bir asimilasyon politikaları uygulanmıştır. Bu asimilasyon politikaları bazen Kuzey, Güney ve Doğu Kürdistan’da olduğu gibi kanlı katliamlarla ya da isyanlar sonrasında beyaz katliamlarla yapmıştır. Tabi beyaz katliam en fazla Güney Batı Kürdistan’da Suriye devleti tarafından uygulandı.”

1980 ile 1999 arasında Suriye rejiminin Kürtlere karşı ılımlı bir politika uyguladığını belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rüstem Cudi bu politikada hem Kürtlerin hem Arapların kazançlı çıktığını belirtereş şöyle konuştu:

“Şimdi bu politikalar 1980 kadar kesintisiz bir şekilde uygulandı. Fakat 1980’de yeni bir süreç başladı. Neydi bunlar: bir uluslar arası güçler ve bölge güçleri arasında çelişkiler derinleşti. İki bölge devleri arasında da çelişkiler derinleşti. Bu çelişkiler Kürtlerin kendi varlıklarını dile getirme ve mücadele etme için bir zemin oluşturdu. Irak ve Suriye arasındaki çelişkiler, İran ve Irak arasındaki çelişkiler ki; uzun bir savaşa neden oldu. Suriye ve Türkiye arasındaki çelişkiler, bunun yanında ABD ile bölge ülkeleri arasındaki çelişkiler Kürtleri yeni bir faktör olarak ortaya çıkardı.

Bu devletler de kendi karşıtlarına karşı kullanacakları bir güç arıyorlardı ve Kürtler bu zeminden yararlandı. Burada Suriye’de hem ABD, İsrail tarafından tehdit ediliyordu hem de bölge devleri tarafından Türkiye ve Irak tarafından tehdit ediliyordu. Tabi Suriye tarafından kendisini tehdit eden devletlere karşı kullanacağı bir karta ihtiyacı vardı ve Kürtler bunun için önemli bir faktördü. Özellikle Güney Kürdistan’da yükselen özgürlük hareketi Suriye tarafından kullanacağı bir zemin yaratmıştı. Tabi genel Kürt politikası içinde kullanma bu kadar ön planda iken ve kendisini tehdit eden devletler karşı bu kadar Kürt kartını kullanırken, Suriye içindeki Kürtlere karşı da buna göre bir politika izlemesi gerekiyordu. Tabi Kuzeyde ve Güneyde Kürt örgütleri ile sıkı ilişkiler içindeyken, Suriye içindeki Kürtlere karşı sert politikalar içine giremezdi. Eğer bunu aksi bir politikalar sergileseydi, kabulde görmezdi. Bunun yanında Suriye’de rejimi tehdit eden bir gücünde olmaması bunda önemli bir faktördü. Kürtler kadar Suriye rejimi de bu siyasetten yararlandı. İlk defa o yıllarda Kürtler ve Araplar arasında bir dostluk zemini oluştu ve bu dostluk PKK öncülüğünde gerçekleşmişti.”

ORTADOĞU’DA ANTİ KÜRT İTTİFAKI

Kürtlere karşı Suriye’nin siyaseti 1999’da değiştiğini söyleyen Cudi bu dönemden sonra Kürtler ve Suriye rejimi arasında yeni bir dönem başladı. Cudi şunları söyled: “1998 yıllında bilindiği gibi Ortadoğu’da Kürtlere karşı ve Kürt özgürlük hareketine karşı bir saldırı gerçekleşti. Bu saldırı ile birlikte bir çok çevrenin yaklaşımlarında farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Emperyalizm ABD öncülüğünde ve bölge destekçileri ile saldırıya geçmişti. Bu saldırılarla daha önce ABD karşısında direnen güçler artık direnemez duruma geldiler. Daha önce PKK ve Kürtlerle olumlu temelde ilişkiler kuran bu güçler, kendilerini emperyalizme ve müttefikleri olan, özellikle Türkiye’ye kabul ettirmek için PKK’ye karşı düşmanca tavırlar içine girdiler. Bu başta PKK’ye yakın çevrelere saldırma, üyelerini yakalama, teslim etme ve Güney Batı Kürdistan’daki halka saldırılar izledi. Tabi bunun temelinde Adana Antlaşması var. Bu anlaşma Suriye devletinin kuruluşundan bu yana yürüttüğü politikalarının inkarı anlamına geliyor. Yine bunun yanında İran devletinin saldırıları aynı paralelde oldu. yine Güney Kürdistan’da bilindiği gibi 2000 yıllında Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ile aramızda kısa süreli çatışmalar oldu. Bunlarda bu siyasetin sonucuydu. Devler arası komplo ile birlikte daha önce PKK ile ittifak kuran tüm güçler, komplocu devlere mesaj vermek için PKK ve Kürt karşıtı bir politika içine girdiler. Suriye devleti de bunda önemli bir rol oynamıştır.”

SURİYE ABD’YE TESLİM OLMUŞTUR

Şimdi herkes biliyor ki Ortadoğu üzerine bir saldırı olduğunu ve bu saldırının sonucunda her devletin yeni politikalar içine girdiğini belirten Cudi, sözlerine şöyle devam etti: “ Bu saldırıların temel bir amacı mevcut koşulları değiştirmeyi hedeflemektedir. Fakat bu değişim ABD’nin dediği gibi demokrasi ve insan hakları temelinde olmamaktadır. Bu müdahalenin temel amacı İsrail’in savunmasını yapmak, Ortadoğu petrolünün Batıya sevkıyatını sağlamaktır. Yine bunun yanında Ortadoğu’da alternatif bir oluşum ortaya çıkmasını engellemektir. Hepsinin yanında Batının çıkarlarını korumayı hedeflemektedir. Yani biz halkların çıkarlarını korumaya yönelik bir yaklaşım içinde değiliz. Tamamen Batının çıkarlarını korumayı hedefleyen bir müdahaleyle karşı karşıyız.

Mevcut durumda Ortadoğu devletleri iki yolla karşı karşıya. Ya demokratik, ulusal, kültürel ve özellikle Kürtlerin haklarını kabul eden bir politika içine girerler ki; bu özellikle Suriye, Türkiye. İran ve Irak devletleri için geçerli, çünkü bu devler yıllardır Kürtlerin inkarına dayandılar. Kendi halkları içinde demokratikleşmeyi sağlarlar. Bu yol aynı zamanda bu devletlerin daha fazla bağımsız kalmalarını ve emperyalizme karşı özgür kalmalarını sağlayacaktır. Ya da emperyalizme teslim olurlar ve hem kendi hakları hem de Kürt halkını bastırmayı bir politika olarak kabul ederler. Şimdi Ortadoğu devletleri ikinci yolu esas almışlar ve içerde halkları bastırmayı politika olarak kabul etmişlerdir. Suriye devleti son dönemde bütün ulusal değerlerini bırakmıştır. ABD karşı teslimiyet, Türkiye karşı teslimiyet, İsrail’e karşı her türlü geri adımı yeni politikası olarak benimsemiştir. Dışa karşı böyle bir teslimiyet içindeyken, içeride de Arap demokratlara karşı, diğer halklara karşı özelikle kendi demokratik meşru haklarını isteyen Kürt halkı için işkenceyi, öldürmeyi, bastırmayı politikalarının esası haline getirmiştir.

Suriye devleti de İran ve Türkiye devleri gibi muhtemel bir değişimde Kürtler bir hak sahibi olmasın diye ortak siyaset içine girerek Kürt karşıtı temelinde anlaşmalar yapmaktadır. Tabi Kürt karşıtı ittifakın öncülüğünü Türkiye yapmaktadır. Tabi bunun yanında kendilerince bazı sahte demokratik söylemler içinde olmaktan da geri durmamaktadırlar. Mesela Beşar Esat iktidara yeni geldiği zaman bazı demokratik sözler kullandı. Hatta o zaman Kürt haklarını tanımaktan bile bahsetmişti. Fakat 8 yıl geçmesine rağmen şimdiye kadar her hangi bir adım atılmamıştır.”

‘KÜRTLER ALTERNATİFSİZ DEĞİLDİR’

Kendilerinin her zaman demokratik çözümden yana olduklarını ve çözüm dışarıda değil, Kürtlerin yaşadıkları halklar olduğunu söyleyen Cudi, “Biz özgürlük hareketi olarak şunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Binlerce Kürdün PKK taraftarı olmalarının nedenleri ve yüzlerce gencin PKK saflarına katılmasının ortaya çıkardığı mesajı Suriye devleti iyi anlamalıydı. Kürtler her zaman Suriye sınırlarına dokunmadan demokratik çözümden yandırlar. Kürt hareketi Suriye’nin sınırlarını tartışma konusu yapmamıştır. Suriye yönetimi Adana Anlaşması ile Suriye sınırlarını tartışma konusu haline getirmiştir. Türkiye verdiği tavizlerle kendi ulusal değerlerinden vazgeçmiş ve kendi sınırlarını tartışma konusu haline getirmiştir. Güney Batı Kürdistan’daki Kürtler PKK’ye olan sempatilerinden kaynaklı olarak ortak sınırlar ve ortak vatanı kabul etmişlerdir. Ama şu anlama gelmiyor. Kürtler kendi haklarından vazgeçmişler. Bizim ortak vatan ortak sınırları kabul etmemiz, Suriye rejiminin Kürtlerin demokratik haklarını kabul etmesine bağlıdır. Yoksa Kürtler alternatifsiz değildirler ve kendi demokratik sistemlerini kuracak güçtedirler” dedi.

KÜRT-SURİYE İLİŞKİLERİ

Fransızlara karşı Suriye halklarının ortak mücadelesi sonucunda Suriye devleti 1936 yılında bağımsızlığını kazandı. Bu savaşta bütün halkların katılımından dolayı Suriye devletinin kuruluşunda farklılıkları reddetme yaklaşımına gitmedi. Bunun sonucu olarak, Suriyelilik kimliği bir üst kimlik haline getirildi.

Baas partisinin iktidara geldiği 1963 yılına kadar, Suriye’de liberal bir siyaset uygulandı. Bu dönemde bir çok siyasal parti kurulurken, bütün etnik guruplar rahat örgütlenebilme imkanı buldular. Baas partisinin 1963’te iktidara gelmesi Kürt Arap ilişkileri açısından bir dönüm noktası oldu. Baas partisi iktidara gelince tek parti, tek milliyet ve tek ulus zihniyeti ve felsefesini oturttu. Bu yüzden de Suriye’deki bütün ulus ve etnik guruplar inkar edilmeye başlandı. Bu da Suriye toplumu içerisinde hoşgörü ortamının ortadan kalkmasına neden oldu.

Baas partisi tek parti, tek ideoloji ve tek millet düşüncesiyle azılık haklarını çiğneyen bazı kanunlar çıkardı. Bu kanunlarla Kürtlerin halk ve kültürel hakları inkar edildi ve imhası esas alındı. 13 Kasım 1960 tarihi Kürt Arap ilişkileri açısından Suriye’de önemli bir tarihtir. Bu tarihte Amude’de yakılan bir sinemada çoğunluğu çocuklardan oluşan 300 yüz kişi yaşamını yitirmişti. Filmden elde edilen gelirin, Filistin halkına gönderileceği belirtilerek, okullardaki öğrenciler zorunlu olarak filme getirilmişlerdi. Film başladıktan kısa süre sonra sinemada yangın başladı. Kapı ve pencereler kilitli olduğu için içeride kalanların dışarı çıkması gecikti. İtfaiye de yangına geç müdahale edince hem dumandan hem de yaşanan izdihamdan dolayı o gün Amude sinemasında bir katliam yaşandı. Bu katliamın bilinçli tezgâhlandığını iddia edildi. Kürt Arap ilişkileri açısından bir diğer önemli noktada, 1980’li yıllarda Hasake’de siyasi tutukluların içinde bulunduğu bir hapishanenin yakılmasıydı. Yangına yine geç müdahale edildiği için içeride onlarca tutuklu yanarak yaşamını yitirmişti. Kürt kimliğini, kişiliğini ve kültürünü red eden anti-Kürt yasaların çıkarılması izledi. Irak savaşı sonrası tırmanan Kürt-Arap gerginliğinin Cizre eyaletinde odaklanması dikkat çekiciydi. 1970’li yıllarda uygulanan Arap Kuşağı projesiyle –çoğunluğu Cizre eyaletinden – 140 bin Kürt yerlerinden edilirken, Rakka ve Halep vilayetlerinden çöl Arapları, Kürtlerin boşaltılan köylerine yerleştirildi. Aşırı Arap milliyetçisi olan bu kesimler, Saddam sempatizanıydı. Irak savaşında Kürtlerin Saddam karşısında savaşmaları ve savaş sonrası elde ettikleri kazanımlar bunları öfkelendirdi.

ANF NEWS AGENCY

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: