Karayılan: Kontrollü savaş sona erebilir!

Karayılan: Kontrollü savaş sona erebilir!
GÜLİSTAN TARA-ANF

BEHDİNAN / Koma Civaken Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Adalet Bakanı’nın Öcalan’a ilişkin açıklamasının kabul edilemez olduğunu belirterek, devletin bu siyasetine devam etmesi ve Öcalan’a karşı tutumunu sürdürmesi halinde kontrollü savaş sürecinin sona erebileceği uyarısında bulundu. ANF’ye konuşan Karayılan, Kürt halkın yapılan hakaret ve saldırılara son verilerek özür dilenmesini istedi.

-Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın esaret altına alınmasından bu yana İmralı’da tutulduğu cezaevinde tecrit, izolasyon,  psikolojik işkence ve zehirleme saldırılarının yanı sıra son olarak Türk devleti saldırılarını fiziki işkence ve ölüm tehditlerine kadar vardırdı. Sizce bu saldırıların amacı nedir? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

–Önderliğimiz uluslar arası güçler tarafından komplo ile yakalanmış ve Türkiye’ye teslim edilmiştir. Bu yönelimin temel amacı hareketimizi tasfiye ederek, Önderlik çizgisini tümüyle etkisizleştirip, ortadan kaldırmaktı. Uluslar arası komplodan bu yana geçen on yıllık süreç içerisinde planlanan komplo nihai amaçlarını gerçekleştirmek için İmralı’da Önderliğimize, dışarıda da hareketimize karşı çok yönlü ve çeşitli yöntemlerle saldırılar yapmıştır. Fakat özellikle buna karşı Önderliğin İmralı’daki kararlı duruşu, ısrarlı bir biçimde demokratik çözüm çizgisindeki direnişi, yine geliştirdiği yeni ideolojik açılım ve paradigmasıyla komplo önemli oranda boşa alınmıştır. Uluslar arası komplonun bütün yönelimlerine karşı hareketimizin kendisini yenileyerek, yeni Önderlik çizgisi ekseninde sistemini geliştirmesi, halkımızın Önderlik çizgisini güçlü bir biçimde sahiplenmesi, kahraman şehitlerimizin meşru savunma çizgisi temelinde görkemli bir direniş sergilemesi sonucunda komplo sonuçsuz bırakılmıştır. Bırakalım Önderlik çizgisinin tasfiye edilmesini, bu süreç boyunca Önderlik çizgisi daha da güçlenmiştir. Bu anlamda geçen on yıllık mücadele süreci ve yaşanan pratik Önder Apo’nun gerçek Bir Halk Önderliği olma gerçeğini bir kez daha tescil etmiştir. Bu gerçek pratikte yaşanan ve Kürt halkı tarafından tümüyle bu tarzda algılanan bir gerçekliktir. 2005 yılında bütün dezavantajlara, baskı ve şiddet durumuna rağmen yapılan referandumla 3,5 milyon insan adını, soyadını ve adresini vererek, “Abdullah Öcalan’ı Kürdistan’da bir siyasi irade olarak kabul ediyorum” belgesinin altına imzasını atmıştır.

İMRALI YAŞANILMAZ HALDE

Yani halkımız yürüttüğü mücadele, sergilediği tavır ve tutumuyla Önderliğini kabul etmiştir. Dolayısıyla Önder Apo Bir Halk Önderliğidir. Türk devletinin artık bu gerçeği görmesi ve kabul etmesi gerekmektedir. Ama Türk devleti “hayır, Kürtlerin bir önderliği olamaz, siz öndersiz kalacaksınız, önderinizi yok ederim” demektedir. Geçmişte bu yönlü çıkış yapmak isteyen ayaklanma önderlerini idam ettikleri bilinmektedir. Şimdi Önderliğimize karşı da aynı tutum farklı bir biçimde pratikleştirilmek istenmektedir. Yani halkımızın iradi temsili olan Önder Apo’yu kabul etmeme, onu değişik biçimlerde aşağılayarak, Kürt halkının iradesiyle oynama pratiğini sergilemektedirler. Bu açıdan Türk devletinin İmralı’da Önder Apo’ya karşı geliştirdiği saldırı, yaptığı işkence tüm halkımıza karşı yapılan bir saldırıdır. Halkımızın Önder Apo’yu özellikle de referandum yoluyla resmen“siyasal bir irade” olarak ilan etmesinden bu yana daha fazla hedefleme, psikolojik işkencenin yanında, fiziki işkence ve fiziki olarak ortadan kaldırma politikalarını devreye koymuştur. 2006 yılı sonunda zehirleme saldırısı, daha sonra zorla saç kazıttırılması, uyguladıkları tecrit, izolasyon, hücre içinde hücre cezalarının verilmesi pratikleriyle İmralı’daki yaşamı yaşanılmaz hale getirilmiştir.

ASLA KABUL ETMEYECEĞİZ

Bu çabalarının esas amacı halkımızın iradesini kırmadır. Önderlik şahsında halkımızın onuru ve gurunun ayaklar altına alınmasıdır. Elbette ki Türk devletinin yaptığı bu saldırının özünü halkımız iyi anlamaktadır. Çünkü Türk devleti Önderlik şahsında bir halkı iradesizleştirmek ve teslim almak istemektedir. Önderlik şahsında halkımızın geleceğini karartmak istemektedir. Önderliğimize karşı gerçekleştirilen bütün yönelimlerin esas amacı budur. Bunu bilen Önder Apo bütün bu saldırılara karşı büyük bir sorumluluk, metanet, sabır, dirayetli bir tutumu ve direnişi sergilemektedir. Önder Apo’nun İmralı’da geliştirdiği tutum tüm halkımız adına çok anlamlı, kutsal bir direnişin sergilenmesini ifade etmektedir. Önderliğimizin provokasyona gelmeyen, halkların kardeşliğinde ısrar eden, demokratik çözümdeki kararlılığını sürdüren bu tutumu esas olarak Türkiye’nin de, halkımızın geleceğini de garanti altına alan bir tutum olduğu açık ortadadır. Ancak buna karşı gelişen saldırı durumu hiçbir biçimde kabul edilemeyecek bir durumdur. Bunu ne halkımız ne de biz hareket olarak asla ve asla kabul edemeyiz. Türk devletinin bu konuda sergilediği tutum çok çirkefçedir. İnsani değildir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında zorlanan, tıkanan ve başarısızlığa uğrayan Türk devleti orada hem de dış güçlerin desteğiyle esaret altında tuttuğu Kürt halk önderliğinden acısını çıkararak, intikam almak istemektedir.

KÜRT HALKINI HİZAYA GETİRMEK ARTIK İMKANSIZ

Bu onurlu bir devlet ve onurlu bir liderliğin yapamayacağı bir şeydir. Sen kendi denetimin altında evrensel hukuk çerçevesinde yaşamından sorumlu bulunduğun bir kişiye yönelerek, intikam alma durumuna düşüyorsan, bundan daha aşağılık, daha ilkel, daha insanlık dışı bir uygulama olamaz. Türk devletinin İmralı’da sergilediği tutum Türk halkı adına da utanç duyulacak bir durumdur. Tankınla, topunla, uçağınla her türlü teknolojinle savaş meydanında kaybedeceksin, sonra da gelip esaret altında tutulan karşı tarafın önderliğine yöneleceksin! Bunun kadar ahlaksızca ve alçakça bir duruş olabilir mi? Hangi hukuki anlayışta bunun yeri vardır? Hem yöneleceksin hem de ölüm tehdidiyle teslim almaya çalışacaksın; bu olabilecek şey midir? Açıkça söylemek gerekirse Önder Apo’nun yaşamı ve özgürlüğü Kürt halkının Türk halkıyla bir arada yaşamasının biricik şartıdır. Bu açıdan biz konunun çok önemli olduğunu, stratejik bir sorun olduğunu ısrarla vurgulamak istiyoruz.

Eğer gerçekten Türkiye cumhuriyeti devleti Kürt halkıyla bir arada yaşamak istiyorsa Kürt halkının sesine kulak vermelidir. Bu ses tarihin derinliklerinden gelen halkımızın haklı ve bastırılmış sesi olduğu iyi bilinmelidir; ve onun önderliğine saygılı yaklaşmak zorundadır. Başbakan “aramıza nifak tohumları sokanlar var” diyor. Aramıza nifak tohumları sokanlar biz değil, ayrımcılık yapanlardır, Kürt halkının iradesini ayaklar altına alanlardır. Evet, bin yıllık bir beraberlik söz konusudur. Ama bu bin yıllık beraberlik tarihin bu aşamasında bir yol ayrımına gelip, dayanmış bulunmaktadır. Eğer siz Kürt halkının çağdaş liderliğini imha etmeyi önünüze koyarsanız ve bu biçimde işkence altında tutarak, tasfiyeden vazgeçmezseniz, bu bin yıllık beraberliği siz bozmuş olursunuz. Biz diyoruz ki, gelin, bin yıllık beraberliği gönüllü bir birliğe dönüştürelim. Ama bu beraberlik zorla, bastırma ve öldürmeyle olamaz. İşkenceyle olamaz. Kürt halkının Önderliğine hakaret edip, halkın onurunun çiğnenmesiyle olamaz. Başbakanın bunu iyi bilmesi gerekiyor. Madem meydanlara çıkıp konuşuyorsa, her şeyin karşılıklı olduğunu da iyi bilmesi gerekiyor. Kürt halkı artık örgütsüz, kimliksiz, siyasetsiz ve önderliksiz bir halk değildir; haysiyeti ve şerefine düşkün bir halktır. Bunu iyi bileceksiniz. Eğer bin yıllık beraberliği devam ettirmek istiyorsanız bu halkın iradesine de saygı göstereceksiniz. Artık Kürt halkını parayla-pulla, baskıyla, zor ve işkenceyle hizaya getiremezsiniz. Bu artık imkansızdır. Türk devlet yetkililerinin bu gerçeği iyi okumaları gerekiyor.

BU BİR DEVLET KARARIDIR

– Öcalan’a dönük hakaret içeren sözler kullanılması, fiziki işkence yapılması ve ölüm tehditleri gibi uygulamaların yetkisi kimler tarafından veriliyor.  Bu uygulamalar  Türkiye’de nasıl bir süreci beraberinde getirir?

–Önderliğimizi öldürmekle tehdit eden cezaevi yetkilisinin kimin kararını uyguladığı hususu önemli bir husustur. Çok iyi biliyoruz ki Türk devleti özellikle de gelişen son Bezele, Amed eylemselliğiyle birlikte ciddi bir tıkanmayla yüz yüze kalmıştır. Üç kez üst üste “terör zirvesi” toplanmıştır. Ancak bu zirvede karar verememe gibi bir durum açığa çıkmıştır. Neyi tartışıyorlar? Bu yetkilinin ifade ettiği sözler bu zirvenin kararı değil midir? Biz bu yetkilinin kendi başına ölüm tehdidi yapabileceğini sanmıyoruz.

Bu devletin bir kararıdır. Başbakanın ve başbakanlığa bağlı kriz masasının bundan haberlerinin olmaması mümkün değildir. Dolayısıyla durum ciddi bir durumdur. Eğer bugün halkımız ve demokratik kamuoyu gereken ciddi tepkiyi vermezse, Türk devletini bu çılgınlıktan, bu vahşice yönelimden vazgeçtirecek düzeyde ağırlığını ortaya koymazsa gidişatın çok tehlikeli bir yöne doğru gideceği açık ortadadır. Çünkü ölüm tehdidini yapan zihniyet, böyle bir kararlaşmayı geliştiren mantığın halkımızı tümden yok etmeyi düşünen, soykırımı ön gören, çılgınlık derecesine varan şovenist bir histeriyle siyaset yapmak isteyen bir mantık olduğu açık ortadadır. Bu nedenle durumun vahameti, ciddiyeti bütün güçler tarafından bilinmek durumundadır. Özellikle Önderliğimizi esir alıp, Türk devletine veren uluslar arası güçler de doğacak bu sonuçlardan sorumlu olacaklardır. Türk devletini yöneten mevcut siyasi ve askeri liderlikler bu durumu iyi düşünmek zorundadırlar. Bu bir stratejik karar durumudur.

KÜRT-TÜRK BİRLİĞİ ZEHİRLENİYOR

Tarihin bu aşamasında bu biçimde bir politikayla Kürt halkıyla nasıl yaşayacaksınız? Bu tarz bir yönelimin halklar arası on yılları, belki de yüzyılları alacak bir boğuşmayı beraberinde getireceği kesindir. Siz şimdiye kadar birçok Kürt liderlerini astınız. Ama 21. yüzyılda Önder Apo gibi tüm Kürtlerin gönlünü kazanmış, dört parçada bir liderlik gücü haline gelmiş çağdaş bir liderliği, üç yüz civarında kitap yazmış bir bilgeyi bu biçimde ortadan kaldırmaya kalkışırsanız Kürt halkının artık sizinle paylaşacağı hiçbir şeyi kalamaz. Bunu mutlaka ve mutlaka doğru görmek gerekiyor. Bunu doğru bir biçimde ele almayan hiçbir liderlik ve hiçbir güç Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü sağlayamaz. Türkiye’deki siyasetçiler sürekli birlikten bahsediyorlar ama bu tutumların kendisi birliği zehirleyen tutumlardır. Sen barış teorisini geliştiren, demokratik Cumhuriyet ekseninde Kürt sorununun barışçıl çözümünü savunan ve bunu teorileştiren bir liderliğe bu biçimde hakaret edersen ve bu biçimde yönelirsen bu senin Kürt-Türk birliğini zehirlediğin anlamına gelir. Bu başka hiçbir anlama gelmez. Birliği, zorunlu bir birlikten gönüllü bir birliğe dönüştürmek isteyen, bu formülü geliştiren bir kişiye böyle yönelirseniz, bu sizin birliği istemediğiniz, birlikten çok Kürt toplumunu köle yapmak istediğiniz anlama gelir. Şimdiye kadarki bakış açınız budur. Bu bakış açısını terk etmelisiniz. Çünkü artık Kürt halkı böyle bir onursuzluğu ve köleliği kabul etmeyen bir bilinç ve örgütlü bir toplum haline geldiği görülmek durumundadır.

ADALET BAKANI’NIN AÇIKLAMASI KABUL EDİLEMEZ

-Kürt halkının Sayın Öcalan’a dönük geliştirilen bu uygulamalardan sonra tepkisini koyması ardından Adalet Bakanı kötü muamele olmadığını iddia etti.  Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
–Şimdi eğer Türk devleti ve AKP hükümeti “böyle bir kararımız yok” diyorsa o zaman çıkıp, bunu kamuoyuna doğru-dürüst ve inandırıcı bir biçimde açıklaması gerekir. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in “böyle bir şeyi araştırdım, yok böyle bir şey” demesinin kabul edilir hiç bir tarafı ve inandırıcılığı yoktur. Çünkü böyle bir olay vardır ve yaşanmıştır. “Yoktur” demek “üstünü örtüyorum, kararımı sürdüreceğim” anlamına gelmektedir. Geçmişte zehirleme döneminde de aynı biçimde söylenmişti fakat daha sonra söylediklerinin yalan olduğunun açığa çıktığı bilinmektedir. Böylelikle Önderliğimize dönük bu saldırıyı inkâr ederek, yok sayarak, Kürt halkının doğal-demokratik tepkilerini, önderliğine sahip çıkmayı da engellemek istiyorlar. Kürt halkı bu konuda AKP hükümetinden bir izahat istiyor. Bir açıklama istiyor. Böyle bir karar yoksa o zaman bu yetkilinin neden böyle söylediği ve neden bu işkence uygulamasına geçildiği, özellikle de sözüm ona “terör zirvesi” denilen zirveden sonra oradaki personelin değiştirilmesi suretiyle tutumlarının neden sertleştirildiği izah edilmelidir. O açıdan halkımız Önderliğine sahip çıkmayı, geleceğine sahip çıkma olarak görmeli, dolayısıyla Önderliğine sahip çıkma eylemlerini daha da geliştirmelidir. Bu sahip çıkma eylemlerine devam etmelidir. Bilmeliyiz ki bu bir onur meselesi, bir kimlik, bir gelecek meselesidir. Bunun için hiçbir biçimde hafife alınamayacak, geçiştirilemeyecek bir tarihsel süreçle karşı karşıyayız. Bu bir yeni yönelimdir, psikolojik işkencenin yanında fiziki işkence ve imhanın zeminini oluşturma girişimidir. Ölüm tehdidiyle adım adım toplum alıştırılarak, imha etmenin zeminini oluşturmak istiyorlar. Bu “ya teslim olacaksın ya da öldüreceğim” dayatmasında bulunmadır. Dolayısıyla halkımız kendi onuruna, haysiyetine ve Önderliğine sahip çıkmak durumundadır. Hareketimiz de bu konuda ileri düzeyde bir kararlılıkla süreci yürütmek durumundadır.

KONTROLLÜ SAVAŞ SONA EREBİLİR

-Öcalan’a yapılan fiziki saldırıyı kınamak amacıyla Kürtler her tarafta tepkilerini eylemlerle dile getiriyor. Sizin Kürt halkına yönelik bir mesajınız var mı?

–Biz şunu söylüyoruz; gerginliği tırmandırma, halklar arası düşmanlığı geliştirecek düzeyde bir süreci geliştirmek kimseye yarar vermeyeceği gibi en çok da Türkiye bundan yarar görmeyecektir. Bunun için biz devletin bundan vazgeçmesini, Önderliğimize saygılı ve doğru yaklaşmasını bekliyoruz. Bu konuda gerekli izahatı saygınlık çerçevesinde yapmasını bekliyoruz. Eğer önderliğimize doğru yaklaşım gelişirse, gerekli ve ikna edici izahat yapılırsa bir yumuşama sürecinin gelişmesi de olasıdır. Yoksa hiç kimse ayağa kalkmış bu halkı durduramaz. Söz konusu Önderlik olduğunda ne hareketin yönetimi olarak bizlerin ne de başkasının sürece müdahale etme gibi bir durumu olamaz. Halkımız önderliğine sahip çıkmada inisiyatiflidir ve hiçbir yönetim gücü de onları durduramaz. Halkımız önderliğinin özgürlüğünü ve birlikte özgürce yaşama tutumunu bu biçimde ortaya koymuştur.
Biz hareket olarak genel çerçeveyi PKK yürütme komitesinin açıklamasında ortaya koyduk. O herkes için geçerlidir. Biz şu aşamada kimseyi hedef göstermek durumunda değiliz ancak diyoruz ki devlet bu siyasetini devam eder, Önderliğimize karşı bu tutum sürdürülürse artık bu kontrollü savaş süreci sona erer. Dolayısıyla hiç kimsenin yaşam garantisi kalmaz. Önderliğimizin durumu halkımızın geleceği açısından stratejik bir durumdur. Dolayısıyla halkımız doğal kitlesel tepkilerini gösterecektir. Kendine, haysiyetine ve geleceğine yapılmış saldırıya karşılık olarak kendini ve değerlerini savunmayı bilecektir. Saldırılar bu şekilde devam ederse güçlerimizin meşru savunma mücadelesi çerçevesinde Önderliğine sahip çıkma eylemselliği gelişecektir. Yine devletin bu politikası değişmezse, Önderliğimizi hedefleyen yönelimler sürdürülürse o zaman durum farklılaşır ve kimsenin yaşam güvencesinin kalmayacağı bir sürece doğru tırmanış yaşanır. Biz bunu söylüyoruz. Bu ne bir tehdittir, ne de bir farklı durumdur. Bunun önüne geçilmezse gidilecek yönün şimdiden görülmesi anlamına gelecektir.

HALKIMIZDAN ÖZÜR DİLENMELİ

Şu ana kadar halkımızın gösterdiği tutum ve Önderliğini sahiplenme düzeyi çok önemlidir. Halkımız ne kadar onurlu bir halk olduğunu bu dört günlük eylemleriyle ortaya koymuştur. Bu saat itibarıyla başta Amed olmak üzere tüm Kürdistan halkının çeşitli eylemlerle ve kepenk kapatması eylemiyle serhildan hareketini güçlü bir biçimde pratikleştirmesi durumu yaşanmaktadır. Ben tüm hareketimiz adına bütün direnen, eyleme kalkan değerli halkımızın eylemlerini saygıyla selamlıyorum. Onların bu onurlu duruşunu ve mücadelesini bir talimat ve doğru öncülük görevinde bir mesaj olarak algıladığımızı belirtmek istiyorum. Halkımız her şeyi hak eden bir halk olduğunu ortaya koymuştur.

Son dakika olarak aldığımız bilgiye göre Bazid’te serhat halkımızın kahraman bir evladı Ahmet Özkan’ın polis tarafından şehit edildiği haberini aldık. Kürdistan ülkesi tarihin bu önemli aşamasında baştan başa direnişi yaşamaktadır. Bu direniş bir onur ve şeref direnişidir. Tüm Kürdistan bölgelerini ve tüm Kürdistan halkını, yurt içinde ve yurtdışında tüm halkımızı bu onur ve şeref mücadelesine katılmaya çağırıyorum. Uluslar arası güçler ve Türk devleti şunu iyi bilmeli ki Kürt halkı kendisine dayatılan aşağılık durumları asla kabul etmeyecektir. Önder Apo ve PKK Kürt toplumunun vazgeçilmez bir gerçekliğidir. Onun otuz beş yıllık yoğunlaşmış, kültürleşmiş bir değerler sistemidir. Kürt halkı bu uğurda on binleri aşan evladını şehit vermiş ve onların takipçiliğini önderliğiyle hareketiyle ve bir bütünen toplum olarak yapmayı bilecektir.

Yaşadığımız 21. yüzyılda çocuklarımızın kolunu kırma, analarımızı yerlerde sürükleme ve önderliğimize psikolojik-fiziki işkence uygulama tarzıyla halkımıza yapılan hakaretlere son verilmeli ve halkımızdan özür dilenmelidir.

EYLEMLER DEVAM ETMELİ

Gelinen koşullarda hareket olarak, PKK olarak ve Kürt halkı olarak kendi şerefimize, haysiyetimize, değer yargılarımıza ve Önderliğimize ileri düzeyde sahip çıkacak güçteyiz, bu gücümüz de vardır. Bu konuda rezervlerimizin ve imkanlarımızın daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Hiç kimse bizim tehditle, şantajla geri adım atacağımızı düşünmesin. Önderliğimizin bu konuda sergilediği kararlılık açık ortadadır. Biz demokratik çözüme varız ama köleleştirmeye asla! Siz eğer bu politikanızı değiştirmezseniz, elbette ki sizinle birlikte yaşam koşulları gittikçe zorlaşacaktır. Özellikle bu konuda Önder Apo’nun durumu en temel ilkemizdir. Önder Apo’ya yaklaşım Kürt halkına yaklaşımdır. Önder Apo’ya saygısızlık, halkımıza yapılmış bir saygısızlıktır. Bunu iyi bileceksiniz. Bu temelde tüm halkımız ve halkımızın dostları; barıştan, demokrasiden ve halkların kardeşliğinden yana tüm demokratik kesimler Türk devletinin bu saldırısına karşı sessiz kalmamalıdır. Çünkü bu tehlikeli bir saldırıdır. Bu sürecin önüne geçilmezse bu saldırı tarzının kendisiyle birlikte getireceği sonuçlar kimsenin kaldıramayacağı sonuçlar olacaktır ve çok tehlikeli bir dönemi başlatacaktır. İşte bu nedenle tüm yurtsever halkımız, Kürdistan gençliği, kadını ve emekçileri önderliğe sahip çıkmanın kendine sahip çıkma olduğunu, geleceğine, onuruna, haysiyetine sahip çıkma olduğunu bilerek, bu noktada gereken tutumu geliştirmeli ve eylemsel duruşunu daha etkili ve örgütlü kılarak, sürdürmelidir.

ANF NEWS AGENCY

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: